10 Kasım 2008 Pazartesi

o köööööööööööy kimin köyüüğğğğdüüüüürrrrrr

Neler anlatılır neler soylenir insanların hatıraları, geçmisi uzerine tam manasıyla kavrayamadım. Belki de üzülmemin ve kendimi bu kadar yıpratmamın arkasında herşeyi yerli yerine oturtamamamdan kaynaklanan aldanışlar oldu. Basit bir söyleyişle yaşıyor sandığım aslında hayal aleminde kendime hak ettiğimi düşündüğüm şeylerin armağanıydı. Gerçeğe dönüşüm aslında her anlamda beni benden alan oldu. Şarkılarda söylüyor aslında ''acılar geçer zamanla'' ancak ekliyor ''anlamazdın''. Bu iki söz okuyana çok karmaşık gelse de ne demek ıstediğimi bana çok seneler evvelinden fısıldıyor gibi. Benim galiba verdiğim her tavsiyeden kendime de pay çıkartmam gerekiyor. Her şeyi çok abartıyor ve fazla mı önemsiyorum. Aslında hayat çok basit, neden bunu zorlaştıranları sallamalıyım ki.... Doğdum, yaşayacağımı yaşadım ve nihayetinde yarın öbür gün, bir gün mutlaka öleceğim.
Küçük bir hikaye anlatmam gerek yine binlerce kez kafanızı şişirdiğim gibi, bu sefer kurduğum küçük bir hayalle ilgili....
Çocukluğumu, gençliğimi ve bugünkü hayatımın bir kısmını geçirdiğim ailemin evinden mükemmel bir dağ manzarası gözükür. Özellikle kışın balkona çıktığınızda hafif bir ürpertiyle beraber heybetli dağın sert kayaları üzerine kar yığınının çöktüğünü gördüğünüz de o ürpertiyle beraber bir korku da yayılır içinize ne kadar küçük ve aciz olduğunuza dair. Kendime kanıtlamak istercesine oraya çıkılacak normal yollar olmasına rağmen ben hep kayalıkların arasından tırmanarak çıkmak isterdim. Aslında asıl hikaye bu değil, o sert kayaların yan tarafında dağın başka bir yükseltisi bulunur ve oraya çıkılan patika bir yol........ Ve yamacın en sonunda o yol dağın arkasına doğru devam eder. Hala başarabilmiş değilim ama o yolun arkasında ki adı romanlarda geçen o köyü ziyaret etmek en büyük heveslerimden biriydi. Sanki herşey bir gün çok kötü gittiğinde saklanabileceğim, kimsenin beni bulamayacağı ıssız bir köydü orası. Ben orayı ıssız, herşeyden uzak, izbe bir yer olarak hayal ettim. Çünkü orası benim ıssız, küçücük köyümdü, öyle olmasını hep umut ettim. Seneler geçti ve merak duygusu hayallerimi yıktı, meğerse o küçük köy, köy değil bildiğin şehrin zenginlerinin haftasonlarını geçirdiği villalarla dolu yeni bir yerleşim yeri halini almış. Ne seneler evveli yazılan romanlardaki gibi ne de benim hayalini kurduğum köyle yakından uzaktan alakası yokmuş. Peki ben şimdi ne yapmalıyım diye aklımdan geçirdim. O köy benim köyüm değildir o andan itibaren, peki köyün ne suçu vardır bu zamana kadar ki süreçte. Elbette cok daha önceden atlayıp arabaya gidebilir ve sandığım şeyin aslında sadece bir hayal olduğunu görebilirdim ki köy zaten ben doğduğumdan itibaren ve o hayali kurarken bile bu yeni halindedir. Elektriği, suyu, evlerinin önünde son model arabaları her daim bulunmaktadır. Tek suçu onu bu zamana kadar ziyaret etme zahmetine katlanamayan bir cocugun hayallerini süslemesidir. Şu anda benim merak ettiğim konu ise acaba köyün bir ruhu olsa şunu dermiydi ''Bak evladım hatıralar ne kadar iyi ya da kötü olsa da aslında yapabileceğin belki de en iyi şey geçmişi hatırlamak istediğin gibi hatırlamak ve öyle bırakmaktır.'' Bu bana şu anda köye yapılan çok büyük bir nankörlük olarak gelse de cocukluğumu avutmak için ikinci büyük aldanma da köyün sözünü dinlemek olacaktır. Avutmalımıyım?........................ Şu anki mantığım çocukluğum orayı görmeliydi ve gerçekle çok önceden yüzleşmeliydi diyor. Ben o köyü silmişim bu yazıyı yazmaya karar verene dek hafızamdan. Yani çocuk dağa küsmüş dağın haberi olmamış mı, bugün anladım ki aslında köyün haberi olmuş herşeyden, her çevirdiğim dolaptan ve bunları yazarak benden intikamını alıyor bir nevi. Ah canım köyüm ve benden artık çok uzak olan çocukluğum, kim ayırdı sizi, aynı kaba ettiğiniz basit hayatlarınız mı:=)