Uzun süredir hayalini kurmadığım eski manzaraların içine yine son kez olmasını umut ederek daldım. Alakasız üzüntü nöbetlerimden biri daha yine bilindik bir sonuca bağlanınca artık ne kadar daha normal bir insanmışım gibi davranırım kendim de bilemedim o an için. İşin özü şudur efendim; bir anlık boş bulunmayla yalnızlık duygusunu sigara dumanı gibi içinize çekersiniz. Elde ettiğiniz ölüm korkusuyla beraber bir tutam ‘’neden’’ otunu serpiştirince beyniniz doğal olarak ‘’mazi’’ kokusunu dışarı vurur. Elde ettiğiniz esansı ‘’iyi bok yedin şimdi gece gece’’ likörüyle çalkalayınca, yattığınız yerden doğrulup mutfağın yolunu tutarsınız. Bir sigara kesmez, ikincisini yakarsınız. O da fayda etmediyse sağa sola çatacak yer arar, nasıl olduğunuzu merak eden dostunuzu paylarsınız. Bütün bunlar ne alaka mı? Şu alaka;
Gözlerimi kapamış ve yatağın içinde üşüyen ayaklarımı ısıtmaya çalışıyordum. Her şey bu kadar karmaşık değilken(!) oturmaktan ve sigara içmekten büyük keyif aldığım o balkon aklıma geliverdi. Yaz gecelerinin alacakaranlığında serin hava yine beni ürpertir ve sömürdüğüm hayatımın planlarını yapmaya çabalarken yine aynı sıkıntıyı duyardım. Aklıma olur olmaz olmasını arzu ettiğim ya da etmediğim diyalogları sokar, onlar üzerinde uzun uzun düşünür, kendimi olduğundan daha çaresiz duruma sokardım. İş bu ya sanki uydurduğum hayaller gerçekmiş gibi üzüntü duyar, onlar için gözyaşı dökerdim. Biri ölmüş; ben ne yaparım, ben ölsem; onlar ne yapar. Mezardan kalkıp söylemek istediklerimi gece rüyalarına girip anlatırdım.
Günlerden bir gün bunlardan kurtulmak istedim. İstediğim şeylerden konuşabilmek için ölmeme ya da birilerinin ölümünü izlemeyi beklemem gerekmezdi. Elbette insanlar birbirini kırmadan, yok etmeden konuşur, anlaşırdı. Ben de filmlerde gördüğüm gerilim dolu sahneleri, o anı yakalayabilirmişçesine anlatmak istedim arzu ettiğim insanlara. Nasıl oldu bilemem, bir şekilde anlattığımı düşündüm insancıklara.
Daha yukarıdan bakarsam hayatım arzuladığım şekilde mi geçti ne(!), üzülmek istediğim anlarda doya doya ağladım, gülmek istediğim yerlerde kahkahalarla güldüm. Sanki daha dokuz-on yaşlarımda sihirli bir el dokundu ve benim hayatımı anlattı bana. Ne tesadüftür hayatım boyu ne kendim, ne de başkaları için şaşırmadım. Her şey o kadar olağandı ki; yanımdan gelip geçen ölümlerde bile sanki hayatın tuzu biberiymiş gibi sapasağlam ayakta kaldım.
Üzüntülerim hep keder kumbarama attığım bozuk paralar oldu. Gözyaşımı istemediğim şeyler için hiç akıtmadım ya, bazen olması gereken yerlerde bile buz gibi kaldım. Sevgimi, şefkatimi zaman zaman sahte olsalar dahi benden izinsiz kimse alamadı. Şimdi çeliştim işte, istemeden benden çalanlar da olmadı değil. Ancak bu benim yazım, olmasını istediğim cümleler yer almalı ki bana benzesin. Sonuçta beni anlatıyorum ve an az benim kadar kafası karışık olmalı yazdıklarımın da…
Konu dağılmadı aslına bakarsak, ben istediğim gibi buladım cümlelerin arasına anlatmak istediklerimi. Nerde kaldım, ha balkon. O balkondaki geçirdiğim soğuk yaz gecesi… Caddeden geçen nadir bir iki arabanın gürültüsü, denk gelirse bir kaç ayyaş, onları aydınlatan elektrik lambası ve olanı biteni izleyen balkondaki ben. Çoğu kez yalnız da olmazdım. Bazen hiç konuşmaz, odaklanır, kim bilir kafamızdan neler geçerdi birbirimizden olanca şiddetiyle uzak. Daldığımız yerde boğulmadan önce anlamsız bir iki cümle kurmak; onun üstüne konuşmak gibi anlamsız huylarımız vardı. Bu gibi durumlarda alakasız konular açmakta üstüme yoktur. Eğer aklımdan geçenler hakkında konuşmaya kalksam içinde bulunduğum bugünkü durumu çok daha evvel yaşamış olacaktım. Bunu göze almak demek; cümle kuramazken şarkı söylemeye başlamak gibi. Lafın kısası korku insana her şeyi yaptırır. Yalan da söylersiniz, sizden hiç beklenmeyecek (en azından kendi tarafınızdan) davranışlarda da bulunursunuz.
İnsan evladının zeka kabiliyetine sahip olması güzel şey. Yani çok şükür zeki yaratıklarız ve öngörülerimizin bizi yanıltmaması zekamız hakkında daha da övünmemizi sağlıyor. Şöyle ki; birbirimizi az çok tanısak da verebileceğimiz cevapları tahmin etmek çok zor olmuyor çevremizle biz arasında. Karşınızdaki kişinin belirli bir konudaki düşüncelerini bilirsiniz ama o noktada yanılmamak için onun ağzından duymak istersiniz. Kişiye kilit soru sorulur ve karşı taraf az çok akıllı bir insansa sizin bu soruyu ne maksatla sorduğunuzu o anda kavrar. Hatta fark ettirmemek için de örneklemelerini de bu konuya uygun verir. Sonra siz safa yatarsınız, o olgunluk gösterip konunun daha fazla üstüne gitmez. Konu orada kapanır ve bir kez daha ne kadar doğru yolda olduğunuzu anlamanın keyfine varırsınız. Siz asist yapmışsınızdır, karşı taraf da golünü atmıştır. Ancak o an gördüğüm normal vatandaşın vereceği tepki. Yani en azından insan olmanın eksisini artısını kabul etmiş, insanlardan insanlık dışında bir şey beklemeyen bir insan evladının cümleleri ve düşünceleri. Benim zoruma giden; varlıklarına anlam veremediğim suretlerin korkusuyla yaşamak. Çünkü kurduğum ve kuracağım cümlelerin karşısında genelde hep o kayıp suretler oldu ve daha da olacağa benziyor. Hiç birinin ismini hatırlamasam, her şeyi unutsam dediğim anların içinde hatırladım hep onları. Gündüzleri yetmedi, geceleri rüyalarımı işgal ettiler. Günahı olan ya da olmayan onlarca insan ben unutmaya çalışsam da her zaman yerlerini muhafaza ettiler iyi ya da kötü.
Ben ayakta kalmayı savundum hep; Ne olursa olsun, düşmeden devam edebilmeyi kendime görev edindim. Benim için hayatta kalmak çok istesem de kötü şeyler yapmamayı öğretti bana. Yaşayarak gördüm ki, insan her zaman bildiği gördüğü, hissettiği gibi yaşamalı. Bazen en büyük yenilgilerim bile istemeden zafer haneme artılar şeklinde geri dönecekti. Yeter ki topallasam bile ayakta dimdik kalabileyim
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
2 yorum:
zzzzzaaaaaaaarrrrrrrtttttt!!!(uyarı): dimdik ayakta durmak tribinle her duygunu olduğu gibi ortaya koymuş olduğun iddian (ona keza benimki de) birbirleriyle örtüşmüyorlar anacım. arada bi ağlayıp yardım istersek incilerimiz dökülür diye çok korkuyorum inan :)
Yorum Gönder