Sabreden derviş muradına erermiş miş miş miş, kim söylediyse bok yemiş. Acaba bu zamana kadar beklemişmiymiş, kendini hiç dinlemişmiymiş, ya da o kadar kendini beğenmiş ki aslında bekleten oymuş.
Zaman geçmiş, herkes kendi yolunu çizmiş, kimine inanmış, gerisini sallamış, elinde kalanla yetinmiş, daha fazla kıymet bilmiş, ettiği ihanetlerin bedelini kendine ödetmiş, acı da çekmiş, safa da sürmüş, yeri gelmiş oynamış, yeri gelmiş ağlamış, ama yukarda Allah varmış ezikliğini atamamış, içini kemiren o duygu pastırmadan mütevellit kasabın elinde terbiyelenmiş. Kabahati neymiş kendi de bilememiş.
Hep suçlamış, sormamış, asmış, kesmiş, düşünmüş, beddua da edemezmiş korkarmış, çünkü inanmış, suçu neymiş, ben söylemişim o dinlemiş, bilemezmiş gerçek samimiyet neymiş, yıkılmış kaleleri, tatlı dili yalanı deliğinden çıkarmış, gerçeği beğenmemiş, tükürmüş yaradan aldığı zehiri.
Konuşsun istemiş, dogmalarını alsın bi tarafına soksun demiş, salak sanki duyan varmış, söylemiş söylemiş bakmış söylediği de kendisiymiş, baştan beri deliymiş zaten. Hep zamanı gelmiş, hep ertelemiş. ‘’Yok artık bu son bir daha mı tövbe haşa’’ derken yalanına kendi bile açıp gülmüş. İşin tuhafı bize göre –ona göre en acı veren kısmı- bu sefer peşinden koşması gereken sanki kendisiymiş gibi hissetmiş.
Bu onların problemiymiş, aslında ne sizi ne de bizi ilgilendirirmiş. Söz gümüşmüş sükut altınmış ya, susmak erdemden sayılmış. Bir bak geriye zaten hep konuşanların kellesi gitmiş. Zaten canım ülkem hep mazluma vermemiş mi iyi niyet oylarını, sen konuşsan ne faydası varmış, kim dinlermiş ki seni, ara sıra saçmalamışsın diye tüm sepeti çürüğe atmışlar. Oysa mazlumu oynamak kolaymış, ağlamayana meme vermeyen anaların ülkesinde, yüzü düştüğünde yaslanacağı bir omuz her zaman bulunurmuş. Almayacakmışsın mazlumun ahını çıkarmış deste deste, valla öde öde bitiremedik borcumuzu.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder