19 Ağustos 2008 Salı

Buruştur, Islat, Yala, Tükür At...

Üç gündür sırtıma yapışan vıcık vıcık terden sonra bu gece rüzgar ensemi yaladı, öptü, kaçtı...
Çayımdan şekeri, yemeğimden tuzu eksiltmek bana çok da şey kaybettirmedi; hala hayattayım.
Göbekten terlemek ne demek ben biliyorum; evet şişmanladım...
Ellerimde akşam yaptığım taze fasulyenin kokusu var; git yıka demeyin, sapıtık fetişlerim var, küçükken de eve gelenlerin çoraplarını koklardım.
Ne ettim ne buldum diye kendime hala sormaktayım, bırak yav diyemiyorum, hala aklıma geliyor.
Hakaret etmek sıradan, iltifatlar zor gelir oldu; bencilleşiyormuyum neyim?
Allah'a uzaklaşıyorum git gide, çok mu isyankar roller biçiyorum kendime, acaba Dünya'da hayat var mı?
Yazarken bir bütün içinde olmam gerektiğini de nerden çıkardınız? Aklıma gelen ilk cümleleri yazarsam kodese girmem ya!
Ağlamak için niye sebep arıyorsunuz ki? Oturun camın önüne ağlayın, hayat çok zor palavralarını ben yemem, ağlaksın işte...
Takıntılarım var, takıldım kaldım aynı şeylere, ilerlemek istiyorum, her gün önüme çıkanlar da olmasa burdan İsveç'e yol olurdu.
Lambayı açıp kapayanlardandım, elime birşey geçmedi. Bu sefer zilleri çıkarıp oynayacağım, bakalım benden başka koyunlarda var mı?
Altıma kaçırdığım günleri hatırlamıyorum, o günler bana o kadar uzak ki, tüm çocukluğumu tekrar yaşamak istiyorum, belki en başa dönerim, bu sefer sizinkini değil olması gerekeni yaşarım.
Razı olduğum şeyi ben de bilmiorum, cevabım hep hayır bana kalsa ama biliyorum günü geldiğinde ağzım lal olacak, konuşmadan kapanacak mevzularım, ne yazık...
Var olana saygım yok artık, hepsinin içi kof... Kandırmayalım birbirimizi....Biz bizi biliriz...
Ağzıma geleni söylüyorum kendi kendime kaldığım zaman ya, karşında susuyorum aslında... Sen de bilmiyorsun, oh canıma değsin.
Resimlere bakmayı bir ben seviyorum artık, siz hatırlarsınız, ben unutuyorum. Napalım bana uzak kalanları öyle anıyorum.
Kol saati takmıyorum ergen olduğumdan beri, yakışmıyor sizin giydikleriniz benim üstüme, küskün değilim kendime ama sizin gibi olabilmeyi istemiyor da değilim.
Aldığım her eşyanın ömrü 3 ay, yıllardır sakladığım hiçbirşeyim kalmadı. Neler almıştım oysa sizden hatıra... Kaldımı yok hepsi kayıp...
Duyacaklarından korkmak nedir? Bilmeyenlere duyurulur, bana değil gidin benden duyduklarından korkanlara sorun, onlar size söyler...
Islık çalmayı öğrenmiş, köfte dudaklarını uzatıp ''pisss'' diye ses çıkarıyor. O anı fotolayamadım ya ona yanarım, bir daha da yapmadı, şımarık.
Nelere gülerdim eskiden, oturup çekyatın üstüne ''Sıdıka'' tı okurduk beraber, karnımıza ağrılar girerdi be ablacım, tekrar gülelim nolur, çok özledim.
Limon yerdim şekerleyip yazın sıcağında üç beş tane, sonra gözüm kararır, pat yere düşerdim, hasta olmayı seviyorum.
Ağlarken çok çirkin oluyorum, bir sana yakışıyor en sevdiğim...Bir de Pazar günü gördüğüm ufaklığa...
Rahatlarsın dedim, rahat battı mı, nedir olan?

13 Ağustos 2008 Çarşamba

İÇ SESLERİM

Bir gün buna da başlayacağım ama korkuyorum kendimle yüzleşmekten. Aklımdan neler geçiyorsa hepsini bir bir yazacağım. İnanmak sizin için zor olsa da hatta benim bile ortaya dökeceğim bütün kokuşmuş çöplerimi. Çoğu hayatım boyu içimden geçirdiğim ancak gerçekleştiremediğim heveslerimle sizin de beyninizi bulandıracağım. Çocukluğumdan başlayıp öldüğüm güne kadar olan biten her detay vicdanınıza misafir olacak. Beni o zaman da sever misiniz bilemem, ben kendimi tekrar edip aynı cümleleri yine kuracağım o vakit. Sıkılırsınız bilirim, ama dinleyecek ve kendinize soracaksınız: ‘’Ben hiç böyle şeyler düşündüm mü?’’. Tabi işin düşünmeyle yapma arzusu arasında fark olduğunu belirtmem gerekli. Dedim ya bunlar benim iç seslerim, çoğu vesvese, gerisi doğrularım. Burada bırakmakta yarar var, zamanı geldiğinde devam edeceğim ve inanın son sözlerim olmayacak.

8 Ağustos 2008 Cuma

Bırak Gideyim

her şey çok kolay oldu. ne sızlandım ne de ağladım! ani bir ölüm ya da kalp krizi gibi kolay. bütün şehir üstüme gelecek, dünyam yıkılacak sanırdım ama olmadı. bitti işte. bir süre gelen gidenler oldu. beni anlamaya çalıştılar. bir işe yaramadı. sıkıcı ve kasvetliydi. bazen bütün gün yorganı başımdan aşağı çekip uyudum. bazen de ucuz filmler seyrettim. günler böyle geçip gitti. şimdi iyiyim. sen utanç gecelerinde, ben burda. hepsi bu kadar, sonrası yok. unuttum gitti geberik. unuttum gitti, unuttum gitti!!!
Nazan Öncel

7 Ağustos 2008 Perşembe

Ara Beni Öptüm Seni

İnternette okuduğum bir yazı az önce irkilmemi sağladı. Hanımefendi evde oturan ev kadınlarının telefonlarının bile kendi telefonundan daha fazla arandığını söylüyordu. İşin garibi ben de bunu uzun zamandır düşünüyorum. Konunun ev kadınlarıyla alakası yok, benim de arayanım pek yokmuş aslında da ben farkında değilmişim. Yakın bir arkadaşımın verdiği tavsiye üzerine benim tarafımdan gerçekleştirilen telefon görüşmelerine kısıtlama getirdim. Eskisi kadar arayıp sormuyorum kimseleri. Bu duruma kızanlar olduğu kadar eminim farkında bile olmayanların sayısı azımsanmayacak çoğunlukta olmalı. İşin garibi bir gün tesadüfen karşılaştığımızda ‘’Nerdesin sen hayırsız!’’ lafını da kolaylıkla kıçıma damga olarak vurmaktan çekinmeyecek kişiler bunlar. Bu durumda ne yapılmalı ya da benim genel tavrım nedir?

1- Normal salaklığımla bu lafa verilecek en kibar cevap ‘’İş güç valla, koşturmaktan kimseyi arayamaz oldum’’ demek olur ki bu yalan, hoşuma da gitmiştir yokluğumun fark edilmesi ama eğer çok da samimi değilsek ‘’ulan adam ol da sen ara’’ diyememişimdir.
2- Az önce bahsettiğim samimi olmak koşulunu sağlıyorsa bu kişiye vereceğim cevap dediğim gibi ‘’ulan adam ol da sen ara’’ demek olur ama bunun da bir koşulu var tabi; yaş unsuru. Karşımdaki kişi samimi olmama rağmen yaş itibariyle az da olsa saygılı olmamı gerektiriyorsa ‘’kendimi ağırdan satıyorum artık, özleyin diye yaptım’’ derim ki karşı tarafa da beni boklaması için fırsat vermiş olayım. Böylece durum eşitlenip ettiğim laf karşısında karşı taraf ezilip bozulmasın.
3- Aslında karşı taraf yaptığında çok sinirime dokunan ama arada sırada yapmaktan çekinmediğim bir yöntem var sırada; ‘’Kontörüm yok valla, açlıktan kıçımı yalıyorum bu aralar’’. Bu yöntem çok ucuzdur, kendim de nefret ederim ama yapış amacım zaten misillemedir. Ne demişler ‘’düşmanını kendi silahıyla vuracaksın’’. Tabi böyle durumlarda benim verdiğim tepkiler gibi ‘’ulan eşek herif biz paramı basıyoruz da seni sürekli arıyoruz’’ gibi bir sözle de karşılaşılabilir. Kaldı ki bana kalsa haklıdır. Herkese yetiştirdiğin kontörler sıra bana geldiğinde mi bitiyordur, sevgilinle günde 10 defa konuşacağına 2 dakikanızı da karşı tarafa ayırmak terbiye ölçülerinizin nasıl biçildiğiyle alakalıdır.
4- Bir de artık çok da umurunuz da olmayan kişilere verdiğiniz cevaplar vardır, hadi hiç umurunuzda demeyelim de ‘’çok ayıp etti, siktirsin gitsin bundan sonra’’dedikleriniz için…’’-nerdesin sen hayırsız’’, ‘’-ben de seni seviyorum romeo’’ sözü verdiğim belki en anlamsız ama içimdekileri anlatmamın zaten bir yararı olmadığını düşündüğüm zamanlarda verdiğim cevaplardan bir tanesi daha. Hayır, zaten yemişsin ne bok yediysen, bir de benden seni aramamı bekliyorsun. Hangi yarrak türünü canın çekti ben de anlayamadım bir türlü. Çünkü senin de ‘’ne yarrak yediğin belli değil’’ dir.

Göründüğü üzere bu gibi durumlarda pek de kibar bir insan olmadığım aşikardır. Netice itibariyle birini aramamanın çeşitli sebepleri kişinin kendi içinde mevcuttur. Ancak bunları doğru ifade edebilme kabiliyeti az da olsa karşı tarafla da biçimlenmektedir. Yazdığım yazıları genelde tanıdığım, çevremden insanların okuduğunu farz edersek sakın yanlış anlaşılmasın bu bir serzeniş falan da değildir. Aklıma gelmiş, yazmış bulunmaktayımdır. Yani bütün yazdığım yazılarım gibi bir ‘’mesaj kaygısı’’(‘’yerler mesajını’’ dediğinizi duyar gibiyim.) gütmüyorum canlarım benim merak etmeyin. Benim kitlem siz olmanıza rağmen aslında siz de değilsiniz. Benim kitlem zaten yazdığım şeylerden bihaber olanlar. Haaaa ‘’hedef market’’ bunlardan haberdar olur mu, hiç sanmam. Konunun bir nevi onlar olmasına rağmen canımın istediği şey aslında onların konu dahillerime hiç girmemelerini istemek, işin gerçeğine bakarsak.
Yazının gidişatına bakıldığında ‘’ulan yoksa yalnızlık mı çekiyorsun, bir arayım bari’’ denilebilir. Ne duruyorsunuz arayınız o zaman. Ancak konu yalnızlığım da değildir. Kabul ediyorum ben de o yazıdaki kişi gibi ‘’evet, benim telefonum anneminkinden bile az çalışıyor bu ara’’.Ancak bu halimden üzgün ve yaralı değilimdir. Ben yalnızlığımın da elinden öpüp başıma koyacak kadar sever ve sayarım kendilerini. Biraz götü büyüklük olacak belki ama şu sözü söylemekten de hiç çekinmiyorum; ben zaten yalnızlığımla büyüdüm, o nedenle beni hor görmeyiniz eğer sizi kırarsam, bu laflarım siz de bunu tadın diyedir.

1 Ağustos 2008 Cuma

Hamdım, Piştim, Oldum, Sie

Neler yazıyorum.Hayır bugün iyi ve güzel şeyler şeyler yaşadım.Şu ana kadar sarhoşluğun etkisi ve hıçkırıkların engellemeleriyle zorlandım ama azmim ve kararlılığımla başaracağım.Karar verdim evlenmek istiyorum, bunu hak eden birine teklifimi yapıp sonuna kadar ısrar edeceğim, belki mutluluk yolunda bir iki kapı açarım. Seni bile unutacağım kapasitesindedeyim, yorulmadan, istemsiz, inatla yazıyorum. Yazmaktan keyif ve haz alıyorum. Ezan okunuyor ve ben en günahkar kullardan biri olarak ait olduğum cehennemim en nadide köşesinden yerimi rezerve ediyorum. Orada dansözler hip hop yaparken ben tangolarla mutluluğumu paylaşıyorum.'' ı am the best fuck the rest'' diyesim var ama egosu çok züppelerden biri olmak istemediğimden bunu bir amaç olarak edinip gelişmeye ve iyileşmeye çalışıyorum. En önemlisi hayatım için ağlamak yerine bolbol gülmeyi tercih ediyorum.Belkide benim için en iyisi ''gidenlerden bir tek seni bana eklemek'' yerine başkalarını tercih ediyorum.Ben benim ve diğer herkes herkes...''Ben yolumu bulurum'' sözü benim için şu an kullanılabilecek en değerli ve en umut vaad edici sözcük...Ben hayatınızda görebileceğiniz en götü büyük insan ve götünle dağları devirebilecek en kuvvetli varlığım. Yedim, içtim, sıçtım... Bokumu çöpçüler değil siz toplayacaksınız....Benim en değer verdiğim insanlar...Teşekkür ederim...

Günaydın

Kullanıp çöpe attıklarım özür dilerim. Bugün daha mutluyum çünkü sizi geri dönüşüm kutusuna değil direkt ait olduğunuz yere atmışım. Ben utanmıyorum, siz de ne olduğunuzu kabul edin ve öyle yaşayın. İyi veya kötü demiyorum sizin için artık, ben kendimi tanıyorum ama kesin cevaplar vermiyorum kendimle ilgili, herşeye muktedir ve o derece cesaretliyim. Sizin olduğunuzu ve olabileceğinizi söylesem de aldanmayın, bu benim sizi tanıyamamamdan...
Bir arkadaşım ''Geç bile kaldı, Ona(yani bana) günaydın!'' demiş. Doğru benim için yepyeni bir güne Günaydın. En sevdiğim Günaydınlardan biri bu. Bazı şeyler için çok geç kalınsa bile ''olan olmuştur'' deyip kalanımla yetiniyorum. Umarım onun için de bir aydınlık olur. Biliyorum o da her zaman benim için hep aydınlıklar diledi ama anlayışsızlık hepimizi kemiriyor. -insanız ya-
Önemli olan da bu zaten insanlığımızı bu şekilde kötü de olsa iyi de olsa gösterebiliyoruz. O da sağolsun hiç yalnız bırakmadı değer verdiklerini. Söylediklerimin ya da söylediklerinin geri dönüşü yok. Bırak olmasın zaten... Şeffaf olamadıktan sonra anlamı da yok yalandan gülümseyişlerin.