Kullanıp çöpe attıklarım özür dilerim. Bugün daha mutluyum çünkü sizi geri dönüşüm kutusuna değil direkt ait olduğunuz yere atmışım. Ben utanmıyorum, siz de ne olduğunuzu kabul edin ve öyle yaşayın. İyi veya kötü demiyorum sizin için artık, ben kendimi tanıyorum ama kesin cevaplar vermiyorum kendimle ilgili, herşeye muktedir ve o derece cesaretliyim. Sizin olduğunuzu ve olabileceğinizi söylesem de aldanmayın, bu benim sizi tanıyamamamdan...
Bir arkadaşım ''Geç bile kaldı, Ona(yani bana) günaydın!'' demiş. Doğru benim için yepyeni bir güne Günaydın. En sevdiğim Günaydınlardan biri bu. Bazı şeyler için çok geç kalınsa bile ''olan olmuştur'' deyip kalanımla yetiniyorum. Umarım onun için de bir aydınlık olur. Biliyorum o da her zaman benim için hep aydınlıklar diledi ama anlayışsızlık hepimizi kemiriyor. -insanız ya-
Önemli olan da bu zaten insanlığımızı bu şekilde kötü de olsa iyi de olsa gösterebiliyoruz. O da sağolsun hiç yalnız bırakmadı değer verdiklerini. Söylediklerimin ya da söylediklerinin geri dönüşü yok. Bırak olmasın zaten... Şeffaf olamadıktan sonra anlamı da yok yalandan gülümseyişlerin.
1 Ağustos 2008 Cuma
30 Temmuz 2008 Çarşamba
Yollarım var önümde kimi kapalı kimi açık…
Bir koku var, hep burnumda, o arabaya bindiğimde buram buram, gelirdi ya yine hissettim. İlk bindiğimde sıcaktan vıcık vıcık… Sonra klima çalışır, soğuyuverir üşürüm, burnuma gelen o koku. Özledim her şeyi, kendime yettirdiklerimi de, seni de, benim bildiğim ilk parfümünü de tanıyorum. Hala nerde duysam, tanıyorum çekiyorum içime… Beynim uyuşmaya başlıyor, oradan göğüs kafesime bir sızı…Ne bu aşk mı, değil…Gözünün alabildiğinden daha büyük, bir o kadar sana uzak, sen bilemezsin, bildiğini de anlamazsın ya mevzu o değil. Aşk değil yalan, sen anlamazsın, ben de anlatamam, bu başka bişey.
Hadi kandırayım kendimi, ben hiç yaşamadım bunların hepsini, hasta kişiliğimden sana armağan olsun söylediklerim. Gülerim inanırsan buna, yutkun birkaç kere daha, çek nefesi içine, bak hala hayattasın, ben de öyle. Ölüm var sonunda ya ben inanmadım, bilmem gerek sonrası nasıl olacak, inanırım göreceğim sizi oradan, arada kafanıza mermiler gibi ineceğim sağanak sağanak.
Arabada mıyım yine, yol önümde… Hep gittiğim o yol gibi bir aşağı bir yukarı uzuyor. Kulağım da radyonun sesi, malum senin arabanda başka bir şey çalışmazJ. Sadece sen ve ben değil, sizinkiler de var arabada, o benim sizi götürmek istediğim yere gidiyoruz. Yolda gündöndü tarlaları, gözünün alabildiğine sarı, siyah…Arada denizi görürüz tepeden, sonra rampadan aşağı, sıkılıp camı açarız, annenle kafamızı camdan dışarı çıkarır, çığlık atarız. Acıkırsak K.dağında mola verir ohhh köküne kadar mangalın dibine vururuz. Olmazsa olmaz ben bir de içerim iki kadeh, sonra yola devam. Sonra eve döneriz, balkona çıkar püfür püfür eser şimdi orası…Çay içeriz, iki bardaktan fazla almayayım ben dokunuyor. Hadi yat sen artık sabah şehre ineceksin, çekilmezsin bu saatten sonra, biz otururuz, sohbet muhabbet gece yarısına kadar, sonra annenler de yatar, ben kalırım bir tek, bir iki sigara daha… Kafamdan neler geçmiyor ki… Anlatsam, anlamazsın.
S ver S Bunaldım
Bugün gidiyorum; anlatmak için, sinirliyim ya; sakinleşmek için, belki de dinlemek için, orasını gidince öğreneceğim. Kulağıma giren sözcükler beynimde süzülmeden anlayabilmek için gidiyorum. Aslında keşke daha yavaş olsa, her biri altın öğüdün, görüşün, fikrin ama o da benim değil onun kabahati. Dalgaya alırım ya aşağılamak değil, benim ki olanı göstermek. Çok hızlısın demedim bu zamana kadar, anlamak zor seni, sen kendini anlayabiliyor musun diye sormak lazım hakikaten.Mola veriyor mu benim gibi? Vermesi gerek bana sorsa, sözcükleri midende saklayıp, ciğerlere hava doldurmalı, üstün yol tutuşu sağlamak için. Al sen de konuşuyorsun ben seni bildim bileli, sustuğun evre tehlikeli madde kıvamında ayılık dayılık hesabı köprü geçişlerini kapatırsın. Ben zaten hiç bulaşmayanlardanım o haline, devamı gelirdi ya sıktın beni yine, daha kaç saat var önümde zaten, Allah sana da bana da kolaylık versin
İstediğim Bu
Dünden beri hoş şeyler oluyor hayatımda. Ne biliyim dostlarım gelsin istiyorum, oturalım, konuşalım, gülelim, gerektiğinde kızıp ağlayalım. Loş ışıkta içki içelim, hafif müzik kenardan eşlik etsin, o da söylesin bizimle. Gittiklerinde garip bir hüzün olsun, sanki bir daha hiç göremeyecekmişiz gibi. Sonra oturayım, kenardan sarı ışık vursun, Deniz söylesin, ben yazayım, cam açık olsun, sigaranın tadı boğazımı yakmadan…. İşte anladın ne demek istediğimi. Ağlamakla ağlamamak arası bir mutluluk benimki.
Onların öncesi kafandakiler canlansın, tek tek hatıraların uyansın, kavgasız gürültüsüz hepsi bir bardak su gibi dingin olsun. Ya da yağmur yağsın, içini serinletsin, rüzgarın önü açık; yağar elbet, bekleyeceksin….. Bu sefer gülümsemek zorlama olmasın, içinden gelsin, zoruna giden her şeyin üstüne çizgi çekip bırak, biraz onlarda dinlensin, sen yorul bu sefer ruhun değil
Onların öncesi kafandakiler canlansın, tek tek hatıraların uyansın, kavgasız gürültüsüz hepsi bir bardak su gibi dingin olsun. Ya da yağmur yağsın, içini serinletsin, rüzgarın önü açık; yağar elbet, bekleyeceksin….. Bu sefer gülümsemek zorlama olmasın, içinden gelsin, zoruna giden her şeyin üstüne çizgi çekip bırak, biraz onlarda dinlensin, sen yorul bu sefer ruhun değil
25 Temmuz 2008 Cuma
......
Hiç bilmediğim bir yere gömün beni. Mezarım başında dualar değil, bol kahkahalı anılarımızı zikredin. İsterseniz hanımeli ekin başucuma, kokusu rüzgarla savrulsun tüm rahmetlilerin üzerinde.
Uzak bir yere gömün beni, herkesi istemem tepemde, sadece sevenler gelsin, cenazemde formalite tören adamları savulsun başımdan, maksat cemaat değil, kalabalık olacaksa hakiki olsun.
Uzak bir yere gömün beni, herkesi istemem tepemde, sadece sevenler gelsin, cenazemde formalite tören adamları savulsun başımdan, maksat cemaat değil, kalabalık olacaksa hakiki olsun.
Yok Efenim….
Sabreden derviş muradına erermiş miş miş miş, kim söylediyse bok yemiş. Acaba bu zamana kadar beklemişmiymiş, kendini hiç dinlemişmiymiş, ya da o kadar kendini beğenmiş ki aslında bekleten oymuş.
Zaman geçmiş, herkes kendi yolunu çizmiş, kimine inanmış, gerisini sallamış, elinde kalanla yetinmiş, daha fazla kıymet bilmiş, ettiği ihanetlerin bedelini kendine ödetmiş, acı da çekmiş, safa da sürmüş, yeri gelmiş oynamış, yeri gelmiş ağlamış, ama yukarda Allah varmış ezikliğini atamamış, içini kemiren o duygu pastırmadan mütevellit kasabın elinde terbiyelenmiş. Kabahati neymiş kendi de bilememiş.
Hep suçlamış, sormamış, asmış, kesmiş, düşünmüş, beddua da edemezmiş korkarmış, çünkü inanmış, suçu neymiş, ben söylemişim o dinlemiş, bilemezmiş gerçek samimiyet neymiş, yıkılmış kaleleri, tatlı dili yalanı deliğinden çıkarmış, gerçeği beğenmemiş, tükürmüş yaradan aldığı zehiri.
Konuşsun istemiş, dogmalarını alsın bi tarafına soksun demiş, salak sanki duyan varmış, söylemiş söylemiş bakmış söylediği de kendisiymiş, baştan beri deliymiş zaten. Hep zamanı gelmiş, hep ertelemiş. ‘’Yok artık bu son bir daha mı tövbe haşa’’ derken yalanına kendi bile açıp gülmüş. İşin tuhafı bize göre –ona göre en acı veren kısmı- bu sefer peşinden koşması gereken sanki kendisiymiş gibi hissetmiş.
Bu onların problemiymiş, aslında ne sizi ne de bizi ilgilendirirmiş. Söz gümüşmüş sükut altınmış ya, susmak erdemden sayılmış. Bir bak geriye zaten hep konuşanların kellesi gitmiş. Zaten canım ülkem hep mazluma vermemiş mi iyi niyet oylarını, sen konuşsan ne faydası varmış, kim dinlermiş ki seni, ara sıra saçmalamışsın diye tüm sepeti çürüğe atmışlar. Oysa mazlumu oynamak kolaymış, ağlamayana meme vermeyen anaların ülkesinde, yüzü düştüğünde yaslanacağı bir omuz her zaman bulunurmuş. Almayacakmışsın mazlumun ahını çıkarmış deste deste, valla öde öde bitiremedik borcumuzu.
Zaman geçmiş, herkes kendi yolunu çizmiş, kimine inanmış, gerisini sallamış, elinde kalanla yetinmiş, daha fazla kıymet bilmiş, ettiği ihanetlerin bedelini kendine ödetmiş, acı da çekmiş, safa da sürmüş, yeri gelmiş oynamış, yeri gelmiş ağlamış, ama yukarda Allah varmış ezikliğini atamamış, içini kemiren o duygu pastırmadan mütevellit kasabın elinde terbiyelenmiş. Kabahati neymiş kendi de bilememiş.
Hep suçlamış, sormamış, asmış, kesmiş, düşünmüş, beddua da edemezmiş korkarmış, çünkü inanmış, suçu neymiş, ben söylemişim o dinlemiş, bilemezmiş gerçek samimiyet neymiş, yıkılmış kaleleri, tatlı dili yalanı deliğinden çıkarmış, gerçeği beğenmemiş, tükürmüş yaradan aldığı zehiri.
Konuşsun istemiş, dogmalarını alsın bi tarafına soksun demiş, salak sanki duyan varmış, söylemiş söylemiş bakmış söylediği de kendisiymiş, baştan beri deliymiş zaten. Hep zamanı gelmiş, hep ertelemiş. ‘’Yok artık bu son bir daha mı tövbe haşa’’ derken yalanına kendi bile açıp gülmüş. İşin tuhafı bize göre –ona göre en acı veren kısmı- bu sefer peşinden koşması gereken sanki kendisiymiş gibi hissetmiş.
Bu onların problemiymiş, aslında ne sizi ne de bizi ilgilendirirmiş. Söz gümüşmüş sükut altınmış ya, susmak erdemden sayılmış. Bir bak geriye zaten hep konuşanların kellesi gitmiş. Zaten canım ülkem hep mazluma vermemiş mi iyi niyet oylarını, sen konuşsan ne faydası varmış, kim dinlermiş ki seni, ara sıra saçmalamışsın diye tüm sepeti çürüğe atmışlar. Oysa mazlumu oynamak kolaymış, ağlamayana meme vermeyen anaların ülkesinde, yüzü düştüğünde yaslanacağı bir omuz her zaman bulunurmuş. Almayacakmışsın mazlumun ahını çıkarmış deste deste, valla öde öde bitiremedik borcumuzu.
8 Haziran 2008 Pazar
Dünyanın en büyük meyvesini yemeden evvel aklıma gelenler....
Şu zamana kadar size söylenen herşeyi unutun, yalanlar kalbinize, doğrular midenize gitsin, açın bakkal defterlerinizi, yazın hesabıma bir veresiye daha, belki bir gün öderim. Hazmedip çıkardıklarınızı tekrar öğütün beyninizde, bok kafalı olun. Düşünün düşünün... Bol bol zamanınız var, kayıp gidenlerin yanında birkaç yıl hiç birşey değil. Birileri bir yanda annelerinin ölümüne ağıt yakarken, bir kum tanesi fazladan isterken, siz geçip gideni düşünmeyin. Emin olun kürkçü dükkanının kapıları sonsuza kadar açık, bekleyin zaman düşünsün, varolmayan ilahi adalet yerini bulsun, kısacası herkes layığını bulsun.
İyi kızlarla erkekler cennete, hesabı görülmemişler benimle gelsin. Beni tanıyorsunuz , sürekli kendinden bahseden bencil şirinim ben, onun yeri kırmızı kukuletalı boynuzsuz şeytanın yanı. Bir arkadaşım var, adı fahişe şirin, köydeki herkese verdi, kocası usta şirin evini başına yıktı, sevgilisi aşçı şirin ustayı zehirledi, ispiyoncu şirin bu durumu şeytana söyledi, şeytan aldı götürdü, bir beni satamadan geri getirdi. Bu olayda benim rolüm ne mi? Ben gördüm, duydum, işittim, herkese de söyledim. '' Benim suçum yok'' dedim, yemediler. Saklamadım sizden, onlar da bana kızdı; ''Defol lanet köyüne, herkesi götürüyoruz burdan, yalnız başına geber'' dediler. Yaptığımın hesabını onlara değil, Tabiat Ana ya verecekmişim. Dedim; ''Aman veririz, kimseye vermedik ona veririz''. Kıssadan hisse köyümüz çok hareketliydi bir zamanlar, severdim ya ben küçük köyümü, bencillik işte yetinemedim.
Yine tekrarlıyorum,söylediğiniz herşeyi unutun; sevdiğinizi söyleyin, sakın ha sevmeyin! Asla hoşçakal demeyin, yanından ayrılır ayrılmaz defterden silin! Bol bol kitap okuyun, hiç ders almayın! Büyük lokmayı kapın, büyük söz etmekten de geri kalmayın, nasıl olsa tutmak zorunda değilsiniz. Büyük yeminler edin, köpeklere ekmek verir bozarsınız!
Dediklerimi sakın unutmayın; belki o zaman sizde gözlüksüz şirin, bilgiç şirin, burjuva şirin gibi şirinler cennetini boylarsınız. Siz yeniden yaptığınız mantar evlerde sevişirken, ben yıkılan köyümüzü onaracağım, herkesin işi olacak, elbet sizinki daha güzel olur ama benim köyüm AB den destek alıp parayı bulacak. Siz kıçıkırık böğürtlenlere tamah ederken benim sofram Jakfruit lere doyacak. Ya da söylediklerimi unutun, hiç olmamış gibi arada gelin selam verin, belki o zamana kadar kıçıma kulak taktırırım. Kıçım sizi dinler, rahatlarsınız. Ama ona sakın bir şey sormayın, konuşursa ortalığın içine eder. Tamam mı küçük şirinciklerim, hadi gidin yatın artık tabutlarınıza.
İyi kızlarla erkekler cennete, hesabı görülmemişler benimle gelsin. Beni tanıyorsunuz , sürekli kendinden bahseden bencil şirinim ben, onun yeri kırmızı kukuletalı boynuzsuz şeytanın yanı. Bir arkadaşım var, adı fahişe şirin, köydeki herkese verdi, kocası usta şirin evini başına yıktı, sevgilisi aşçı şirin ustayı zehirledi, ispiyoncu şirin bu durumu şeytana söyledi, şeytan aldı götürdü, bir beni satamadan geri getirdi. Bu olayda benim rolüm ne mi? Ben gördüm, duydum, işittim, herkese de söyledim. '' Benim suçum yok'' dedim, yemediler. Saklamadım sizden, onlar da bana kızdı; ''Defol lanet köyüne, herkesi götürüyoruz burdan, yalnız başına geber'' dediler. Yaptığımın hesabını onlara değil, Tabiat Ana ya verecekmişim. Dedim; ''Aman veririz, kimseye vermedik ona veririz''. Kıssadan hisse köyümüz çok hareketliydi bir zamanlar, severdim ya ben küçük köyümü, bencillik işte yetinemedim.
Yine tekrarlıyorum,söylediğiniz herşeyi unutun; sevdiğinizi söyleyin, sakın ha sevmeyin! Asla hoşçakal demeyin, yanından ayrılır ayrılmaz defterden silin! Bol bol kitap okuyun, hiç ders almayın! Büyük lokmayı kapın, büyük söz etmekten de geri kalmayın, nasıl olsa tutmak zorunda değilsiniz. Büyük yeminler edin, köpeklere ekmek verir bozarsınız!
Dediklerimi sakın unutmayın; belki o zaman sizde gözlüksüz şirin, bilgiç şirin, burjuva şirin gibi şirinler cennetini boylarsınız. Siz yeniden yaptığınız mantar evlerde sevişirken, ben yıkılan köyümüzü onaracağım, herkesin işi olacak, elbet sizinki daha güzel olur ama benim köyüm AB den destek alıp parayı bulacak. Siz kıçıkırık böğürtlenlere tamah ederken benim sofram Jakfruit lere doyacak. Ya da söylediklerimi unutun, hiç olmamış gibi arada gelin selam verin, belki o zamana kadar kıçıma kulak taktırırım. Kıçım sizi dinler, rahatlarsınız. Ama ona sakın bir şey sormayın, konuşursa ortalığın içine eder. Tamam mı küçük şirinciklerim, hadi gidin yatın artık tabutlarınıza.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)