İnsanım demeye bin şahit gerek, değişmiş aynadaki suretim
Eğlenceli şarkılar terkedeli çok olmuş, dilimde hep hüzünlü kelimeler bıraktığın esaretin
Çıkış yolu bu mudur ya da bu mudur bilemedim, doğru olan hangisidir hep senden bekledim
Sesim çıkmaz olmuş ya da tüm kulaklar sağır, ben yıllardır ''ben neyim'' bilemedim
Alışmış olmak mı insana koyan ya da bilmediğine sarılmak mı ilk defa istemeden
Yeni koylara sığınmak belki de insanı üzen, bile bile kendini kandırmak senelerle birlikte
Bilemedim dedim ya ''ben kimim'' diye, soramaz oldum artık ne, neden, niye?
18 Ekim 2008 Cumartesi
12 Ekim 2008 Pazar
Kulvar değişikliği
Hüzün paylaşılabilir mi? Hüznünüz sizi üzdüğünden daha fazla kimi üzebilir ki? Dostlarınız yanınızdayken, yalnızlıkla paylaşılabilecek o kısa aralıkları kovalamak, yapmadınız mı hiç? İlk boşlukta sizi yakalayan, gözünüzün boş duvarda gördüğü ne ola ki? Sizi üzen nedir, söyleyin. Yalnızca size mi aittir? Yok mudur çaresi en kötü zehirin içtiğiniz? Yani yalnızlık sadece sizinmidir? Biz hiç istemedik mi ya da hiç mecbur kalmadık mı ona?
9 Ekim 2008 Perşembe
Eşeğin adı yok (gönderme mi? değil değil)
Bugün bir maskotum oldu uzun zamandan sonra......(yine saçmaladım, ne uzun zamanı benim hiç maskotum olmadı) Baştan alıyoruz o zaman.
Bugün bir maskotum oldu hayatımda ilk defa. Gözleri güzel, kendi güzel bir eşek. Şişko Nuri gibi "alıcam eşeği, binicem üstüne, vurucam kırbacı vurucam kırbacı.." da demiyorum bak. Kıyamazsın öyle pörtlek pörtlek bakıyor ki aynı o filmdeki sıpa fıstık gibi. Ad koyma fikri ev arkadaşımdan geldi ve bir özelliğinden dolayı adı daha onda aklıma geldi bile, ama heveslenmeyin burada söylemem yakışık almaz. E peki hangi özelliği ona bu adı vermemi sağladı. Benim canım eşeğim ne dediğini pek de anlamadığım müzik eşliğinde kafasını sallamakta ve dans etmekte. Biraz oynak, biraz kıvrak, kafasını da sallıyor bir o yana bir bu yana, amaaaaaan değmeyin keyfine. Sallar başını Sidelight, sallar başını sidelight dermiş annem bana ben de bu eşşek gibi sallarmışım kundakta başımı, ama hayır başımı sallamamın nedeni hayır beni sallama ben kucağında uyumak istiyorum demek istememdendi, annem biraz yanlış anlamış. Aman yanlış anlaşılmasın, kafanız karışmasın eşeğin adı sidelight değil, ilk aklınıza gelen kişinin ta kendisi. Çocukluğumla ilgili olayı detay verdim sadece.
Bugün bir maskotum oldu hayatımda ilk defa. Gözleri güzel, kendi güzel bir eşek. Şişko Nuri gibi "alıcam eşeği, binicem üstüne, vurucam kırbacı vurucam kırbacı.." da demiyorum bak. Kıyamazsın öyle pörtlek pörtlek bakıyor ki aynı o filmdeki sıpa fıstık gibi. Ad koyma fikri ev arkadaşımdan geldi ve bir özelliğinden dolayı adı daha onda aklıma geldi bile, ama heveslenmeyin burada söylemem yakışık almaz. E peki hangi özelliği ona bu adı vermemi sağladı. Benim canım eşeğim ne dediğini pek de anlamadığım müzik eşliğinde kafasını sallamakta ve dans etmekte. Biraz oynak, biraz kıvrak, kafasını da sallıyor bir o yana bir bu yana, amaaaaaan değmeyin keyfine. Sallar başını Sidelight, sallar başını sidelight dermiş annem bana ben de bu eşşek gibi sallarmışım kundakta başımı, ama hayır başımı sallamamın nedeni hayır beni sallama ben kucağında uyumak istiyorum demek istememdendi, annem biraz yanlış anlamış. Aman yanlış anlaşılmasın, kafanız karışmasın eşeğin adı sidelight değil, ilk aklınıza gelen kişinin ta kendisi. Çocukluğumla ilgili olayı detay verdim sadece.
Kendini Kandırmak
Hepimiz insanız, zaman zaman hata yaparız. Kimimiz dersimizi alır, köşemize çekilir ve kendimizi sorguladıktan sonra ''bu sorunu ortadan kaldırmam için ne yapabilirim?'' sorusuna yanıt ararız. Cevap olumlu ya da olumsuz aynı hatayı ya da sorunu yaşamamak adına elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalışırız. Kimimiz ise sorundan bihaber yaşamaya devam eder ve kendi sonumuz nasılsa onu yaşamak için zaman tüketiriz. Ancak benim anlatmak istediğim ikinci söylediğimden biraz daha farklı bu gece. Öyle insanlar tanıyorum ki dışarıdan bakıldığında tam puan verebileceğiniz kadar kişilik sahibi, yeterince olgunlaşmış, çevresinde gelişen olaylardan haberdar yani demek istediğim kendi adına iyiyi ve kötüyü ayırt etmeyi çok güzel becerebilen insanlar. Normal şartlarda bu tip insanların bana göre herkesin sahip olduğu genel sorunları dışında hayatla ilgili çok da problemlerinin olmaması gereken insanlar. Anlatması da çok güç, zaman zaman ben de eleştirirken haddimi aştığımın farkındayım ama sadece genel durumlarını anlatmaya çalışırken kalplerini de kırıyorum bir şekilde. Bu nedenle aslında bu insanları birebir görmek ne demek istediğimi daha iyi anlatır size. Belki de herkesin çevresinde böyle insanlar var ama ben bazen tahammül sınırlarımı zorladığımı farkediyorum. Bu nedenle biraz aşırıya kaçarsam affınızı istemek boynumun borcudur.
Dediğim gibi bu insanlar içinde bulundukları problemin tespitini yapmakta herkesten daha iyidirler ve hatta çoğu konuda akıl hocalığı yapmakta da üstlerine yoktur. Hayır, şu an yaptığım bir taş atma veya sataşma değil, çünkü bu işi hakikaten çok iyi yaparlar ve dediklerini yaparsanız kendinizi daha iyi hissedeceğinize emin olabilirsiniz. Çünkü çoğu konuda tecrübe ve bilgi sahibi oldukları söylenebilir. Sizi canı gönülden dinler, problemlerinize çözüm bulmaya çalışır ve hatta elinden gelirse bizzat yardım etmeye de çalışır. Bu durum kendileri için de geçerlidir. Kendilerinde neyin aksadığını çok iyi görür ve çözümünün ne yapmaktan geçtiğini de çok iyi bilirler. Ancak bana göre problemin problemi şurada başlamaktadır. Hiç bir zaman çözüme ulaşmak için çaba göstermezler. Yani hareket yoktur, beklersiniz, beklersiniz, beklersiniz ve daha çok beklersiniz, ancak oldukları yerde saymaya devam ederler. Belki de yaptıkları tek hareket yerlerinde saymaktır. Önerilerde bulunur, sizi de heveslendirir, yapılacaklar listesine en olmadık bir tane daha eklerler ve uzun zaman geçtikten sonra planlarının hiç bir zaman gerçekleşemediğini üzülerek görürsünüz. ''Şunu yapmam lazım!, Bunu yapmam lazım!'' . Bir gün karşılarına çıkıp ''eeeehhhhh yap o zaman madem çok biliyorsun'' diyeceğim ama ne cevap alırım orası muallakta. Aslında bu durumdan çoktan sıkılıdım ve adım gibi biliyorum yapacak hiç bir şeyim de yok en iyisi kendi hallerine bırakayım. Ne halleri varsa görsünler.
Dediğim gibi bu insanlar içinde bulundukları problemin tespitini yapmakta herkesten daha iyidirler ve hatta çoğu konuda akıl hocalığı yapmakta da üstlerine yoktur. Hayır, şu an yaptığım bir taş atma veya sataşma değil, çünkü bu işi hakikaten çok iyi yaparlar ve dediklerini yaparsanız kendinizi daha iyi hissedeceğinize emin olabilirsiniz. Çünkü çoğu konuda tecrübe ve bilgi sahibi oldukları söylenebilir. Sizi canı gönülden dinler, problemlerinize çözüm bulmaya çalışır ve hatta elinden gelirse bizzat yardım etmeye de çalışır. Bu durum kendileri için de geçerlidir. Kendilerinde neyin aksadığını çok iyi görür ve çözümünün ne yapmaktan geçtiğini de çok iyi bilirler. Ancak bana göre problemin problemi şurada başlamaktadır. Hiç bir zaman çözüme ulaşmak için çaba göstermezler. Yani hareket yoktur, beklersiniz, beklersiniz, beklersiniz ve daha çok beklersiniz, ancak oldukları yerde saymaya devam ederler. Belki de yaptıkları tek hareket yerlerinde saymaktır. Önerilerde bulunur, sizi de heveslendirir, yapılacaklar listesine en olmadık bir tane daha eklerler ve uzun zaman geçtikten sonra planlarının hiç bir zaman gerçekleşemediğini üzülerek görürsünüz. ''Şunu yapmam lazım!, Bunu yapmam lazım!'' . Bir gün karşılarına çıkıp ''eeeehhhhh yap o zaman madem çok biliyorsun'' diyeceğim ama ne cevap alırım orası muallakta. Aslında bu durumdan çoktan sıkılıdım ve adım gibi biliyorum yapacak hiç bir şeyim de yok en iyisi kendi hallerine bırakayım. Ne halleri varsa görsünler.
27 Eylül 2008 Cumartesi
Darlanma Vakitleri
Demek üzgünsün ve bu durumdan sen de rahatsızsın. Elinden gelenin ne olduğunu sormuyorum bile bak ve sana buradan aduket fırlatmak istiyorum. Bir kere üzüntü senin kendine yapmış olduğun duygusal bir baskı ve acıdan hoşlanan bir insansan madem sana üzülmen gereken bir çok şeyi daha önce defalarca açıkladım. Ne kadarını aldı o fındık kadar beynin bilemem. Belli ki hiçbir şey alamamış ki mallığın sadece benim değil cümle alem tarafından bilinir oldu. Yüzyılımız bilgi çağı deniyor ama senin bildiklerini ders kitaplarından da öğrenebilirim teşekkür ederim kalsın şu an için. Mizahi anlamda bayat ancak durum söz konusu olduğunda oldukça yerinde bir espri olacağını düşündüğümden ben ‘’hayat bilgisini yeterince öğrendim’’ diyebiliyorum. Senin öğrettiklerin şu an için Banu Alkan’ ın duvarlara poster olduğu yıllara gömüldü gitti.
‘’Farklı dünyaların insanıyız Nalan’’. Tamamen katılıyorum ancak beraber geçen sürede bunu görmeme rağmen değişmek kavramının sonunda seni de etkisine alacağını ve çok da iyi olacağını düşündüğümden beklemeyi daha uygun gördüm. Ancak değişmek diye gördüğüm şeyin aslında bir kafa sallamakla olmadığını görmek beni de şaşırtmadı değil. Meğerse kafa sallamak ‘’bu da olabilir ancak aslında sikimde değilsin, sözlerin de gereksiz ve saçma’’ demekmiş bunu da görmüş oldum, hayırlısı olsun.
‘’Kalın kafalısın’’ çünkü sana söylenenleri anlaman için 3-4 kez tekrar tekrar düşünmen gerekiyor ki bir karara varasın, ha tren kaçarmış kaçmazmış pek de umurunda değil tabi bu da benim umurumda değil.
Sözler vardır bir kerede ağızdan çıkar ve karşıdaki insanı etkilersin, kendin de tatmin olursun söylediğin şeyden ötürü. Ancak senin için kuracağım hiçbir cümle beni tatmin etmiyor ve söylemediğim bir yığın ağız dolusu küfür için pişmanlık yaşıyorum. Susmak mıdır peki en akılcı çözüm bazen evet ancak sen ve senin gibi çöp torbalarının içini kusmuklarımla dolu olmadan yollamak istemediğimden her geçen gün daha da çok şey söylemek ve yazmak istiyorum. Gün olur da okursan ‘’nasıl da kızmış’’ diyebilirsin ve belki de buna için için sevinebilirsin. Ancak biliyorsun ki sen benden daha batılsın sakın ha tırnaklarına bakmayı unutma ağlayacağın günler de gelecek ve ben o zaman çok kızarsam ağzımla değil götümle güleceğim sana.
‘’Farklı dünyaların insanıyız Nalan’’. Tamamen katılıyorum ancak beraber geçen sürede bunu görmeme rağmen değişmek kavramının sonunda seni de etkisine alacağını ve çok da iyi olacağını düşündüğümden beklemeyi daha uygun gördüm. Ancak değişmek diye gördüğüm şeyin aslında bir kafa sallamakla olmadığını görmek beni de şaşırtmadı değil. Meğerse kafa sallamak ‘’bu da olabilir ancak aslında sikimde değilsin, sözlerin de gereksiz ve saçma’’ demekmiş bunu da görmüş oldum, hayırlısı olsun.
‘’Kalın kafalısın’’ çünkü sana söylenenleri anlaman için 3-4 kez tekrar tekrar düşünmen gerekiyor ki bir karara varasın, ha tren kaçarmış kaçmazmış pek de umurunda değil tabi bu da benim umurumda değil.
Sözler vardır bir kerede ağızdan çıkar ve karşıdaki insanı etkilersin, kendin de tatmin olursun söylediğin şeyden ötürü. Ancak senin için kuracağım hiçbir cümle beni tatmin etmiyor ve söylemediğim bir yığın ağız dolusu küfür için pişmanlık yaşıyorum. Susmak mıdır peki en akılcı çözüm bazen evet ancak sen ve senin gibi çöp torbalarının içini kusmuklarımla dolu olmadan yollamak istemediğimden her geçen gün daha da çok şey söylemek ve yazmak istiyorum. Gün olur da okursan ‘’nasıl da kızmış’’ diyebilirsin ve belki de buna için için sevinebilirsin. Ancak biliyorsun ki sen benden daha batılsın sakın ha tırnaklarına bakmayı unutma ağlayacağın günler de gelecek ve ben o zaman çok kızarsam ağzımla değil götümle güleceğim sana.
15 Eylül 2008 Pazartesi
Söz
Söylediğin her cümleyi notlar alıp tutmalıydım. Her canım sıkılıp üzüldüğümde senin beni ne kadar çok sevdiğini bakıp bakıp hatırlamalıydım. Her zaman ‘’biliyorum canım ben de seni çok seviyorum’’ dediğimde aslında bunu sindirip unuttuğumu fark ettirdin bugün bana. Alışıyoruz heralde sürekli beraberken yanımızdakilerin bizi ne kadar çok sevdiklerine ve ifade etmekte zorlanıyoruz onlar henüz elimizin altındayken. Araya uzaklık girmeden kıymet vermiyoruz sevdiklerimize hak ettikleri gibi ve geçiştiriyoruz arada sırada gelen sevgi sözcüklerini. İnsan ihtiyaç duyuyor arada sırada sevgiye, ilgiye, şefkate, farkında olsak bile oturup düşünmüyoruz ‘’benim için o çok önemli’’ diye. Sevgini, ilgini, dostluğunu, kardeşliğini bana bugün tekrar hatırlattın. Senin benim için ne kadar önemli olduğunu her zaman bilsem de aklımdan uçuvermiş bugün, bir mesajı 2 kere okuyup düşünmek gerekiyormuş aslında. Her zaman yanında olmak ne kadar büyük bir lütufmuş senin bana sunduğun, unutmuşum. Gerçekten arada sırada bir tokat gibi pörtlemesi gerekiyormuş duyguların aklımın başıma tekrar tekrar gelmesi için. Hiçbir şey yapmadığımı söylesem sana boş gelecek biliyorum, biz birbirimize hesapsız dayandığımız için belki de yaşadığım bu geçici hafıza kayıpları. Bana bunu tekrar gösterdin bugün canım arkadaşım. Benim sana senin de bana söyleyecek çok sözlerimiz olacak umarım, hiç kopmadan, farkında olmadan yaşattığın mutluluk benim için nadide bir cevher. Seni bir kutuya saklayıp koymak isterim hiç korkma diye hayattan ve onun boktanlığından ama bilirim uçmak istersin her zaman kafesinden benim gibi. Yukarıdaki ne der bilemem ama seninle paylaşmak istediğim çok gökyüzüm var umarım kısmet olur da görürüz beraber. Her koşulda yanında olacak insan benim, ben unutursam sen hatırlat olur mu canım benim. Aynada ki diğer yüzüm dedim ama yanılmışım, seni kendimle kıyaslamak sana büyük hakaret, sen çok daha fazlasını hak ediyorsun. Anlatması çok güç bilirsin ama hayatımdaki en büyük piyangoyu ben zaten tutturmuşum artık gerisi önemli değil diyebiliyorum. Her attığın adım için çok teşekkürler.
11 Eylül 2008 Perşembe
Ceset
Saçları bal sarısıydı, yüzü uzun donuk, yanakları gölgeli ama beyaz tenine yakışır, makyaj ister gibi bakıyordu. Uzun parmaklarına dokundum, soğuktu. Eflatun rengi ojeleriyle uzun tırnakları elimi kavradı, öyle sıktı ki canım acıdı. Birden kendisiyle beraber beni de çekti, sendeledim, o devam etti, koşmaya başladık geniş kahverengi caddede. Nehir kıyısına geldik, köprünün altından geçen motorlara baktık. Çok zaman geçmeden yüzüme baktı, buz mavisi gözleri o günkü gibi dehşetliydi. Tekrar aşağıya baktı, köpük köpük nehir adını söyledi, cevap vermedi, anladı. Nehrin kenarındaki sıra sıra ağaçlar gövdelerini selama durdu, benim gözlerim sulandı, başımdaki salaş şapkam da uçuverdi. Sonra tekrar bana baktı, kendini aşağı bırakıverdi en sessiz biçimde. Ardından baktım, o da bana baktı. Onu son görüşüm buydu. Elveda demeden gitti ama kırgın değilim, o da bana kızmadı. Elimde bıraktığı son iz, öptüm, acısı geçti.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)