27 Eylül 2008 Cumartesi

Darlanma Vakitleri

Demek üzgünsün ve bu durumdan sen de rahatsızsın. Elinden gelenin ne olduğunu sormuyorum bile bak ve sana buradan aduket fırlatmak istiyorum. Bir kere üzüntü senin kendine yapmış olduğun duygusal bir baskı ve acıdan hoşlanan bir insansan madem sana üzülmen gereken bir çok şeyi daha önce defalarca açıkladım. Ne kadarını aldı o fındık kadar beynin bilemem. Belli ki hiçbir şey alamamış ki mallığın sadece benim değil cümle alem tarafından bilinir oldu. Yüzyılımız bilgi çağı deniyor ama senin bildiklerini ders kitaplarından da öğrenebilirim teşekkür ederim kalsın şu an için. Mizahi anlamda bayat ancak durum söz konusu olduğunda oldukça yerinde bir espri olacağını düşündüğümden ben ‘’hayat bilgisini yeterince öğrendim’’ diyebiliyorum. Senin öğrettiklerin şu an için Banu Alkan’ ın duvarlara poster olduğu yıllara gömüldü gitti.
‘’Farklı dünyaların insanıyız Nalan’’. Tamamen katılıyorum ancak beraber geçen sürede bunu görmeme rağmen değişmek kavramının sonunda seni de etkisine alacağını ve çok da iyi olacağını düşündüğümden beklemeyi daha uygun gördüm. Ancak değişmek diye gördüğüm şeyin aslında bir kafa sallamakla olmadığını görmek beni de şaşırtmadı değil. Meğerse kafa sallamak ‘’bu da olabilir ancak aslında sikimde değilsin, sözlerin de gereksiz ve saçma’’ demekmiş bunu da görmüş oldum, hayırlısı olsun.
‘’Kalın kafalısın’’ çünkü sana söylenenleri anlaman için 3-4 kez tekrar tekrar düşünmen gerekiyor ki bir karara varasın, ha tren kaçarmış kaçmazmış pek de umurunda değil tabi bu da benim umurumda değil.
Sözler vardır bir kerede ağızdan çıkar ve karşıdaki insanı etkilersin, kendin de tatmin olursun söylediğin şeyden ötürü. Ancak senin için kuracağım hiçbir cümle beni tatmin etmiyor ve söylemediğim bir yığın ağız dolusu küfür için pişmanlık yaşıyorum. Susmak mıdır peki en akılcı çözüm bazen evet ancak sen ve senin gibi çöp torbalarının içini kusmuklarımla dolu olmadan yollamak istemediğimden her geçen gün daha da çok şey söylemek ve yazmak istiyorum. Gün olur da okursan ‘’nasıl da kızmış’’ diyebilirsin ve belki de buna için için sevinebilirsin. Ancak biliyorsun ki sen benden daha batılsın sakın ha tırnaklarına bakmayı unutma ağlayacağın günler de gelecek ve ben o zaman çok kızarsam ağzımla değil götümle güleceğim sana.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Söz

Söylediğin her cümleyi notlar alıp tutmalıydım. Her canım sıkılıp üzüldüğümde senin beni ne kadar çok sevdiğini bakıp bakıp hatırlamalıydım. Her zaman ‘’biliyorum canım ben de seni çok seviyorum’’ dediğimde aslında bunu sindirip unuttuğumu fark ettirdin bugün bana. Alışıyoruz heralde sürekli beraberken yanımızdakilerin bizi ne kadar çok sevdiklerine ve ifade etmekte zorlanıyoruz onlar henüz elimizin altındayken. Araya uzaklık girmeden kıymet vermiyoruz sevdiklerimize hak ettikleri gibi ve geçiştiriyoruz arada sırada gelen sevgi sözcüklerini. İnsan ihtiyaç duyuyor arada sırada sevgiye, ilgiye, şefkate, farkında olsak bile oturup düşünmüyoruz ‘’benim için o çok önemli’’ diye. Sevgini, ilgini, dostluğunu, kardeşliğini bana bugün tekrar hatırlattın. Senin benim için ne kadar önemli olduğunu her zaman bilsem de aklımdan uçuvermiş bugün, bir mesajı 2 kere okuyup düşünmek gerekiyormuş aslında. Her zaman yanında olmak ne kadar büyük bir lütufmuş senin bana sunduğun, unutmuşum. Gerçekten arada sırada bir tokat gibi pörtlemesi gerekiyormuş duyguların aklımın başıma tekrar tekrar gelmesi için. Hiçbir şey yapmadığımı söylesem sana boş gelecek biliyorum, biz birbirimize hesapsız dayandığımız için belki de yaşadığım bu geçici hafıza kayıpları. Bana bunu tekrar gösterdin bugün canım arkadaşım. Benim sana senin de bana söyleyecek çok sözlerimiz olacak umarım, hiç kopmadan, farkında olmadan yaşattığın mutluluk benim için nadide bir cevher. Seni bir kutuya saklayıp koymak isterim hiç korkma diye hayattan ve onun boktanlığından ama bilirim uçmak istersin her zaman kafesinden benim gibi. Yukarıdaki ne der bilemem ama seninle paylaşmak istediğim çok gökyüzüm var umarım kısmet olur da görürüz beraber. Her koşulda yanında olacak insan benim, ben unutursam sen hatırlat olur mu canım benim. Aynada ki diğer yüzüm dedim ama yanılmışım, seni kendimle kıyaslamak sana büyük hakaret, sen çok daha fazlasını hak ediyorsun. Anlatması çok güç bilirsin ama hayatımdaki en büyük piyangoyu ben zaten tutturmuşum artık gerisi önemli değil diyebiliyorum. Her attığın adım için çok teşekkürler.

11 Eylül 2008 Perşembe

Ceset

Saçları bal sarısıydı, yüzü uzun donuk, yanakları gölgeli ama beyaz tenine yakışır, makyaj ister gibi bakıyordu. Uzun parmaklarına dokundum, soğuktu. Eflatun rengi ojeleriyle uzun tırnakları elimi kavradı, öyle sıktı ki canım acıdı. Birden kendisiyle beraber beni de çekti, sendeledim, o devam etti, koşmaya başladık geniş kahverengi caddede. Nehir kıyısına geldik, köprünün altından geçen motorlara baktık. Çok zaman geçmeden yüzüme baktı, buz mavisi gözleri o günkü gibi dehşetliydi. Tekrar aşağıya baktı, köpük köpük nehir adını söyledi, cevap vermedi, anladı. Nehrin kenarındaki sıra sıra ağaçlar gövdelerini selama durdu, benim gözlerim sulandı, başımdaki salaş şapkam da uçuverdi. Sonra tekrar bana baktı, kendini aşağı bırakıverdi en sessiz biçimde. Ardından baktım, o da bana baktı. Onu son görüşüm buydu. Elveda demeden gitti ama kırgın değilim, o da bana kızmadı. Elimde bıraktığı son iz, öptüm, acısı geçti.

Yol

Birileri illaki gitmeli. Kimi ölüme, kimi evine, kimi işine….Ya da benim yanıma gelmeli. Ağlamanın da faydası yok ya bilirim. Ağlamak geçici, diniyor sonunda insanın gözyaşları. Olanı kabullenmek gerek, başka ne gelir elden. Birini yolcu ederken ağlamak gibi; alakası olmasada. Herkes aynı yerde ama ulaşamazsın ki öyle her istediğinde, uzaklığın ölçüsü nedir ki? Saatlerle mi ölçmeli, edilen sohbetlerin sıklığına göre mi?
Biliyorum bir gün herkes gidecek, ben ve benim gibiler kalacağız baş başa. Biz de birbirimizi bulup bütün olacağız. Tarihleri de unutacağım, o zaman yalnızlığı da hatırlamayacağım. Geleceği hesapsız yaşamak için geçmişi de atacağım köşesine. Nedir ki beni sözde ilkeli yapan? Geçmişim, duruşum değil midir? Kurtulursam iplerimden, daha mı kötü olurum? Hala insan olur muyum düşünmeden?
Siz en iyisi gidiniz, biz başımızın çaresine bakarız. Ölmedik ya, elbet bundan sonrasını da yaşarız. Sizi severiz bilirsiniz, kırıklığımız size değil, olanlara.

2 Eylül 2008 Salı

Benim soracak bir(kaç) sorum var

Ne kadar saklasak da, içimize ne kadar atsak da, osuruğun bağırsaktan yavaş yavaş çıkması gibi duygularımızın yoğunluğu da yeni gelenlerle beraber yavaş yavaş önemini kaybetmeye, kalbimizden bir çıkış yolu bulup özgürleşmeye başlıyor.

Bugün zaman hakkında çok şey karaladım ve belki zamanla ilgili karaladığım en gereksiz şeyleri şu an şuraya yazıyorum, belki de asıl karalayıp üstünü çizmem gereken bu yazıydı.

Gün geçtikçe yaşlanıp, aynada her gün farklı birini görüyorum. İnsanın kendinden uzaklaşıp fotoğrafa dışardan bakması meziyet sayılır çoğu kişi tarafından. Böylece davranışlarınız için objektif bir değerlendirme yapabilir, onları kontrol altına alabilirsiniz. Peki insan , davranışlarını düzenlenleme ve denetleme yapma ihtiyacını bir kabul görme, uyum sağlama amacıyla mı yapıyor? Yani bir nevi başkalarını memnun etme değil mi bu? Toplumun sizden memnun olması neden sizde bir keyif halini alıyor. Yani nefret edilen bir insan, hadi abartmayalım, tavırları ve konuştukları çoğu insan tarafından hoş karşılanmayan biri mutlu olmayı beceremez mi?

Herkes birilerini memnun etme, beğenilme telaşı içinde...Böylece mutlu olacak ve hak ettiği kapıları açacak öyle mi? Mutluluğu ben de dahil olmak üzere çoğu insan dışa bağımlı olarak yaşıyor. Peki mutluluk başlı başına bir bencillik içinde var olmuyor mu zaten. Mutlu olan benim, seni bunda alakadar eden durum ne ki? Yani birini mutlu ederek ya da memnun ederek ben neden mutlu olmalıyım ki? Hiç birini mutlu ederken sizin üzüldüğünüz zamanlar olmuyor mu? Ailemi, eşimi, çocuğumu, patronumu, sizi mutlu ederken dönüp geriye bakıyorum ara sıra... Çoğundan hala anlamsız bir şekilde mutluluk duysam da üzüldüklerim için boşa geçen zamanım için üzülüyorum. Bir kızgınlık, öfke, nefret duymadan sadece sol omzumu kaldırarak keşke etmeseydim dedim az önce. Her ne kadar ''keşkeler tutsa kaşar eskimezdi'' desem de bir anda ağzımdan kaçıverdi işte.

Hadi ordan ''daha çok yolun var önünde'' demeyin lütfen. Niye N.Ş.A daki ömrümün çeyreğini anlamsız işlere vereyim ki hem de kendimi mutlu bile edemeden. Bu nedenle biriktirdiklerimi, hissetiklerimi yavaş yavaş içimden atmaya başladım. Nasreddin Hoca misali ''ya tutarsa'' diye olmuyor mutluluk planları. En azından şu zaman kadar biriktirdiğim sıkıntılar ruhuma epey bir kilo yaptırdı. Ben de diyorum ki yavaş yavaş spora başlamalı, gençliğimi korumalıyım. Hiç bir insanın kullanım kılavuzu yok iyi ki de ya da malesef, bu sizin duruma nasıl baktığınıza bağlı. Bugün yediğine yarın tukaka diyen insanları mutlu etmek yerine (ki bu hep böyle süregeldi, değişmez de kolay kolay, açın en basitinden tarih kitaplarını, teoride bile böyle), bırakın da biraz ruhunuz hafiflesin. Zaten yaşadığımız bir nefeslik ömür onu da milletle haşır neşir harap etmişiz. Öteki dünya inancına pek de sahip olmayan biri olarak(dikkate alırsınız ya da almazsınız, derecesi zamana ve mekana göre değişir bu durum) yaşamını niye hüzüne teslim edesin ki? Hüzün de her şey gibi kalbimizden bir yol bulup çıksın bir an evvel. Pırt, zort artık nasıl çıkarsa işte:)