30 Temmuz 2008 Çarşamba

Yollarım var önümde kimi kapalı kimi açık…


Bir koku var, hep burnumda, o arabaya bindiğimde buram buram, gelirdi ya yine hissettim. İlk bindiğimde sıcaktan vıcık vıcık… Sonra klima çalışır, soğuyuverir üşürüm, burnuma gelen o koku. Özledim her şeyi, kendime yettirdiklerimi de, seni de, benim bildiğim ilk parfümünü de tanıyorum. Hala nerde duysam, tanıyorum çekiyorum içime… Beynim uyuşmaya başlıyor, oradan göğüs kafesime bir sızı…Ne bu aşk mı, değil…Gözünün alabildiğinden daha büyük, bir o kadar sana uzak, sen bilemezsin, bildiğini de anlamazsın ya mevzu o değil. Aşk değil yalan, sen anlamazsın, ben de anlatamam, bu başka bişey.
Hadi kandırayım kendimi, ben hiç yaşamadım bunların hepsini, hasta kişiliğimden sana armağan olsun söylediklerim. Gülerim inanırsan buna, yutkun birkaç kere daha, çek nefesi içine, bak hala hayattasın, ben de öyle. Ölüm var sonunda ya ben inanmadım, bilmem gerek sonrası nasıl olacak, inanırım göreceğim sizi oradan, arada kafanıza mermiler gibi ineceğim sağanak sağanak.
Arabada mıyım yine, yol önümde… Hep gittiğim o yol gibi bir aşağı bir yukarı uzuyor. Kulağım da radyonun sesi, malum senin arabanda başka bir şey çalışmazJ. Sadece sen ve ben değil, sizinkiler de var arabada, o benim sizi götürmek istediğim yere gidiyoruz. Yolda gündöndü tarlaları, gözünün alabildiğine sarı, siyah…Arada denizi görürüz tepeden, sonra rampadan aşağı, sıkılıp camı açarız, annenle kafamızı camdan dışarı çıkarır, çığlık atarız. Acıkırsak K.dağında mola verir ohhh köküne kadar mangalın dibine vururuz. Olmazsa olmaz ben bir de içerim iki kadeh, sonra yola devam. Sonra eve döneriz, balkona çıkar püfür püfür eser şimdi orası…Çay içeriz, iki bardaktan fazla almayayım ben dokunuyor. Hadi yat sen artık sabah şehre ineceksin, çekilmezsin bu saatten sonra, biz otururuz, sohbet muhabbet gece yarısına kadar, sonra annenler de yatar, ben kalırım bir tek, bir iki sigara daha… Kafamdan neler geçmiyor ki… Anlatsam, anlamazsın.

S ver S Bunaldım

Bugün gidiyorum; anlatmak için, sinirliyim ya; sakinleşmek için, belki de dinlemek için, orasını gidince öğreneceğim. Kulağıma giren sözcükler beynimde süzülmeden anlayabilmek için gidiyorum. Aslında keşke daha yavaş olsa, her biri altın öğüdün, görüşün, fikrin ama o da benim değil onun kabahati. Dalgaya alırım ya aşağılamak değil, benim ki olanı göstermek. Çok hızlısın demedim bu zamana kadar, anlamak zor seni, sen kendini anlayabiliyor musun diye sormak lazım hakikaten.Mola veriyor mu benim gibi? Vermesi gerek bana sorsa, sözcükleri midende saklayıp, ciğerlere hava doldurmalı, üstün yol tutuşu sağlamak için. Al sen de konuşuyorsun ben seni bildim bileli, sustuğun evre tehlikeli madde kıvamında ayılık dayılık hesabı köprü geçişlerini kapatırsın. Ben zaten hiç bulaşmayanlardanım o haline, devamı gelirdi ya sıktın beni yine, daha kaç saat var önümde zaten, Allah sana da bana da kolaylık versin

İstediğim Bu

Dünden beri hoş şeyler oluyor hayatımda. Ne biliyim dostlarım gelsin istiyorum, oturalım, konuşalım, gülelim, gerektiğinde kızıp ağlayalım. Loş ışıkta içki içelim, hafif müzik kenardan eşlik etsin, o da söylesin bizimle. Gittiklerinde garip bir hüzün olsun, sanki bir daha hiç göremeyecekmişiz gibi. Sonra oturayım, kenardan sarı ışık vursun, Deniz söylesin, ben yazayım, cam açık olsun, sigaranın tadı boğazımı yakmadan…. İşte anladın ne demek istediğimi. Ağlamakla ağlamamak arası bir mutluluk benimki.
Onların öncesi kafandakiler canlansın, tek tek hatıraların uyansın, kavgasız gürültüsüz hepsi bir bardak su gibi dingin olsun. Ya da yağmur yağsın, içini serinletsin, rüzgarın önü açık; yağar elbet, bekleyeceksin….. Bu sefer gülümsemek zorlama olmasın, içinden gelsin, zoruna giden her şeyin üstüne çizgi çekip bırak, biraz onlarda dinlensin, sen yorul bu sefer ruhun değil

25 Temmuz 2008 Cuma

......

Hiç bilmediğim bir yere gömün beni. Mezarım başında dualar değil, bol kahkahalı anılarımızı zikredin. İsterseniz hanımeli ekin başucuma, kokusu rüzgarla savrulsun tüm rahmetlilerin üzerinde.
Uzak bir yere gömün beni, herkesi istemem tepemde, sadece sevenler gelsin, cenazemde formalite tören adamları savulsun başımdan, maksat cemaat değil, kalabalık olacaksa hakiki olsun.

Yok Efenim….

Sabreden derviş muradına erermiş miş miş miş, kim söylediyse bok yemiş. Acaba bu zamana kadar beklemişmiymiş, kendini hiç dinlemişmiymiş, ya da o kadar kendini beğenmiş ki aslında bekleten oymuş.
Zaman geçmiş, herkes kendi yolunu çizmiş, kimine inanmış, gerisini sallamış, elinde kalanla yetinmiş, daha fazla kıymet bilmiş, ettiği ihanetlerin bedelini kendine ödetmiş, acı da çekmiş, safa da sürmüş, yeri gelmiş oynamış, yeri gelmiş ağlamış, ama yukarda Allah varmış ezikliğini atamamış, içini kemiren o duygu pastırmadan mütevellit kasabın elinde terbiyelenmiş. Kabahati neymiş kendi de bilememiş.
Hep suçlamış, sormamış, asmış, kesmiş, düşünmüş, beddua da edemezmiş korkarmış, çünkü inanmış, suçu neymiş, ben söylemişim o dinlemiş, bilemezmiş gerçek samimiyet neymiş, yıkılmış kaleleri, tatlı dili yalanı deliğinden çıkarmış, gerçeği beğenmemiş, tükürmüş yaradan aldığı zehiri.
Konuşsun istemiş, dogmalarını alsın bi tarafına soksun demiş, salak sanki duyan varmış, söylemiş söylemiş bakmış söylediği de kendisiymiş, baştan beri deliymiş zaten. Hep zamanı gelmiş, hep ertelemiş. ‘’Yok artık bu son bir daha mı tövbe haşa’’ derken yalanına kendi bile açıp gülmüş. İşin tuhafı bize göre –ona göre en acı veren kısmı- bu sefer peşinden koşması gereken sanki kendisiymiş gibi hissetmiş.
Bu onların problemiymiş, aslında ne sizi ne de bizi ilgilendirirmiş. Söz gümüşmüş sükut altınmış ya, susmak erdemden sayılmış. Bir bak geriye zaten hep konuşanların kellesi gitmiş. Zaten canım ülkem hep mazluma vermemiş mi iyi niyet oylarını, sen konuşsan ne faydası varmış, kim dinlermiş ki seni, ara sıra saçmalamışsın diye tüm sepeti çürüğe atmışlar. Oysa mazlumu oynamak kolaymış, ağlamayana meme vermeyen anaların ülkesinde, yüzü düştüğünde yaslanacağı bir omuz her zaman bulunurmuş. Almayacakmışsın mazlumun ahını çıkarmış deste deste, valla öde öde bitiremedik borcumuzu.

8 Haziran 2008 Pazar

Dünyanın en büyük meyvesini yemeden evvel aklıma gelenler....

Şu zamana kadar size söylenen herşeyi unutun, yalanlar kalbinize, doğrular midenize gitsin, açın bakkal defterlerinizi, yazın hesabıma bir veresiye daha, belki bir gün öderim. Hazmedip çıkardıklarınızı tekrar öğütün beyninizde, bok kafalı olun. Düşünün düşünün... Bol bol zamanınız var, kayıp gidenlerin yanında birkaç yıl hiç birşey değil. Birileri bir yanda annelerinin ölümüne ağıt yakarken, bir kum tanesi fazladan isterken, siz geçip gideni düşünmeyin. Emin olun kürkçü dükkanının kapıları sonsuza kadar açık, bekleyin zaman düşünsün, varolmayan ilahi adalet yerini bulsun, kısacası herkes layığını bulsun.

İyi kızlarla erkekler cennete, hesabı görülmemişler benimle gelsin. Beni tanıyorsunuz , sürekli kendinden bahseden bencil şirinim ben, onun yeri kırmızı kukuletalı boynuzsuz şeytanın yanı. Bir arkadaşım var, adı fahişe şirin, köydeki herkese verdi, kocası usta şirin evini başına yıktı, sevgilisi aşçı şirin ustayı zehirledi, ispiyoncu şirin bu durumu şeytana söyledi, şeytan aldı götürdü, bir beni satamadan geri getirdi. Bu olayda benim rolüm ne mi? Ben gördüm, duydum, işittim, herkese de söyledim. '' Benim suçum yok'' dedim, yemediler. Saklamadım sizden, onlar da bana kızdı; ''Defol lanet köyüne, herkesi götürüyoruz burdan, yalnız başına geber'' dediler. Yaptığımın hesabını onlara değil, Tabiat Ana ya verecekmişim. Dedim; ''Aman veririz, kimseye vermedik ona veririz''. Kıssadan hisse köyümüz çok hareketliydi bir zamanlar, severdim ya ben küçük köyümü, bencillik işte yetinemedim.

Yine tekrarlıyorum,söylediğiniz herşeyi unutun; sevdiğinizi söyleyin, sakın ha sevmeyin! Asla hoşçakal demeyin, yanından ayrılır ayrılmaz defterden silin! Bol bol kitap okuyun, hiç ders almayın! Büyük lokmayı kapın, büyük söz etmekten de geri kalmayın, nasıl olsa tutmak zorunda değilsiniz. Büyük yeminler edin, köpeklere ekmek verir bozarsınız!

Dediklerimi sakın unutmayın; belki o zaman sizde gözlüksüz şirin, bilgiç şirin, burjuva şirin gibi şirinler cennetini boylarsınız. Siz yeniden yaptığınız mantar evlerde sevişirken, ben yıkılan köyümüzü onaracağım, herkesin işi olacak, elbet sizinki daha güzel olur ama benim köyüm AB den destek alıp parayı bulacak. Siz kıçıkırık böğürtlenlere tamah ederken benim sofram Jakfruit lere doyacak. Ya da söylediklerimi unutun, hiç olmamış gibi arada gelin selam verin, belki o zamana kadar kıçıma kulak taktırırım. Kıçım sizi dinler, rahatlarsınız. Ama ona sakın bir şey sormayın, konuşursa ortalığın içine eder. Tamam mı küçük şirinciklerim, hadi gidin yatın artık tabutlarınıza.

31 Mayıs 2008 Cumartesi

Kendime Anlattım

Ayşe, Fatma adın her neyse, lisede tanıdığım; adının hafızamda daimi kalacağı, kimseye söylemesem de gün gelecek affedeceğim kişilik... Yine ne anlatıyorsun, ne için sızlanıyorsun arkadaşlarına, sevgililerine bilemem. Sürekli hayatın sorun, sürekli çıkmazda olan sensin sana sorsam. Bir türlü paçayı sıyıramadın, bir türlü zevk alamadın, bir türlü sevilemedin, herkes kötü, herkes yalancı, herkes bencil....
Gün içinde 7 kere güler, 7 kere ağlarsın ardı arkasına, 7 senin en sevdiğim rakam, sen 7 renksin, 7 haftanın 7 günü; çabucak geçsin ki sen büyü, kurtul seni bağlayan iplerden. Ağladığında yerin 7 kat dibine girmek isteyen sen, kızdığında 7 ceddine küfreden sensin, hem de hiç utanmadan, ''ya ne derler?'' demeden. En iyisini yapmışsın aslında, millete ne ki senden, söylediğin, düşündüğün şeylerden, niye utanasın ki sokak ortasında yaktığın sigaradan. Camel içerdi kendisi, en ağırını içerdi, bilirdi en ağırı bu, kesmez öyle light falan. Kızdınmı koyardın milletin anasının bi tarafına bağıra bağıra, az da edepsizdin.Düşkündün, kelime anlamıyla düşkün, sigaraya düşkün, erkeklere düşkün, arkadaşlarına düşkün, şarkılara düşkün, bi paraya düşkün olamadın, bağlamazdı seni para, değersiz gelirdi, bakmazdın cebine dışarı çıkarken ne kadar var, ne yer ne içerim diye. Gittiğin yer belli zaten, paraya ne gerek, şehrin zamanında cip cop, kara kafalıları nereye toplanırsa sen de anında oraya damlardın. Bilmezdin ne kadar arabesk durduğunu aralarında... Sen de bilirdin hepsinin geçici, hepsinin 3 öğünlük olduğunu, beğenirsen bi tanesini kapardın, önce öpüşür, sonra aşık olurdun, bırakınca ağlar, kara sevdalı olurdun, kimse bilemezdi içindeki yarayı, kimse sevemezdi seni, senin onları sevdiğin kadar, eminim ki sevemedi de...
Ne annen, ne baban bilemedi ya kıymetini, sen kendini hangi yollara vurasın bilemedin. Kaçıp gitmeliydin bir türlü, gittin de, dönüşün muhteşem olmadı ya olsun varsın, sen tattın ya özgürlüğü, bi daha kimse seni aynı hapishaneye koyamazdı, gittiğinde çok şey yaşadın ya, gördün ya, yine aşık oldun, bu sefer kadın oldun, bu sefer gerçekten çok sevdin ya, unutamam dedin ya, döndüğünde ağladın ya, değer dedin herşeye ama olmaz böyle yenilenmeli, yeniden denemeli... Denedin, başardın, ağladıklarını unuttun, yeniden ağlamak için hazırlık yaptın, başka şehirler, başka sevgililere yelken açtın.
İşte o ara beni de unuttun, ne hissettim ben sana bilemedim, çok sene geçti, ben hala bulamadım. Çok kızdım sana ondan mı gittin? Yapmasaydın keşke, ya da ben olanları unutabilseydim şimdiye kadar, olmuyor galiba, hala anlatıyorsam demekki unutamadım. O gece, ne vardı kendini bu kadar salacak. Nerdeydi o çok güçlü görünen kız, hani herşey mübahtı, bir bana kıyamazdın. Demedin ama hissediyordum sen kötü birşey yapmazdın bana, ne hayal, ne umutmuş, sen de insanmışsın, beşer şaşarmışsın, aklıma gelmedi ya sen o kırmızı Ford a binerken... En yakınımı, en yakınıma nasıl verdim göz göre göre... Çok ağladım ya değerdi o gece, gözyaşlarım seni de silmiş, onu da... Acizlik mi evet acizlik, ben izin vermeseydim olmazdı, kendi ellerimi kendim bağladım. Dönünce yanıma sokuldun beni çok sevdiğini söyledin ama ne kıymeti kaldı, bir kere gittin, yine giderdin. Orada ne olduğu çok da mühim değildi, anlattın hiçbir şey olmadı diye, burada çok şey oldu diyemedim sana. Çekip gitmek ne kadar kolaymış, ben de çektim gittim, istemeye istemeye onun yanına, bir de ondan dinlemek için, olmamış beni söylemişsin ''o var, yapamam ona bunu''... Bir öpücük kafiymiş yani, almışsın tadını, ben hiç sahip olamayacakken, nasip olmuş... Bir yanım üzüldü bu duruma, bir yanım sevindi, sen bendin ben sendim, öyle olmalıydı. Dedim ya, onu da dinledim uzun uykusunun ardından, ben seni düşünürken, o uyudu, ben seni dinledim. O uyandı, onu dinledim, biliyordum işte o an sen de beni düşünüyordun. O gün hep dinledim, konuşamadım, konuşsam ağlıyacaktım, boğazım düğüm düğüm, midem ağzımda, kulaklarım uğultulu, nereye odaklansam kafam yine de bulanık. Elbet konuşacaktım, beklemeyi seçtim. İlk roundu o aldı, 2. ciyi sen, maç hala bitmedi ama o kazandı sanırım.
Arıyorsun arada bir, hiç olmamış gibi değil hep olmuş, hep aklında gibi, seni hiç affetmemişim gibi, sesin buruk, sözlerin seçilmiş, üstünde düşünülmüş, kırmamak adına ne ararsan var. O unuttu ya ben izin verdim, unutulsun daha konuşacak çok şey var aslında demek için.
Seni seviyorum, senin bildiğin gibi değil, başka biçimde, bir erkeğin bir kızı sevmesi gibi değil, dokunmak, öpmek istemeden, sanki büyüsü kaçarmış gibi, öyle bi saflık, arada kalmış kim varsa onlar gibi seviyorum seni. Dünya araf olmuş ya bana, seni mi çok sevdim, onu mu bilemedim. Tam bağırıp, kusacaktım, yalnızlığı seçtim, hiç bana ait olmayan seçimlerin yanına ekledim onu da. Sen tutup çekebilirmiydin, bilemem, ama gün gelecek seni de affedeceğim, o zaman bakacağım geleceğe, belki bir umut seninle göreceğim ufkumu, seni de götüreceğim nereye gidersem, bu sefer elini bırakmadan, sımsıkı sarılacağım sana, olmayanı vaad ettiğin günler için seveceğim seni. Belki de dayanamayacak kısa sürecek, yine ağlayacağım ama denemeden ölmektense, hiç olmazsa hatıralarımla ayrılacağım senden.
Sen de benim gibisin aslında, ne kadar ağlarsan ağla, ne hata yaparsan yap, gün gelecek gülmeyi öğreneceksin hayata. Aslında dokunduğun saçların, öptüğün dudakların ne kadar soyut olduğunu anladığında, bileceksin hiçbir şey için ne o kadar üzülmenin ne de sevinmenin yersiz olduğunu. Sonunda yine kendin olacaksın, günü yaşayıp, anı değerlendirmenin meyvelerini toplayacaksın. O gün ben de seni hala seviyor olacağım...